Gün 0 - Yolculuk
İlk. Defa. Kendim. Uçak. Çılgın. Saat 2.40. Bir saat önce falan arkadaşlardan ayrıldım. Sağ olsunlar uğurladılar. Cem Abiyle atladım geldim havaalanına. Önce ilk giriş kapısından geçtim. Sonra valizleri verdim. Mukavvamı da aldılar. İnşallah başına bir şey gelmez. Ardından da check-in kodunu okuttuğumuz kısımdan geçtim. Kolaydı ya genel olarak. Aç ve susuzum. Neden bilmiyorum. Başım ağrıyor. Stresli miyim? Emin değilim. Sanırım uykusuzum ondan. Kapının önünde 1 saat bekleyeceğim. Hiromi-sama devam.
İstanbul’a vardık. Bavulları aldım vs. derken Ankara tayfanın inme saati geldi. Bekliyorum bekliyorum yoklar, meğersem dış hatlara geçip bavulları vermişler bile. Neyse, ben de verdim. Sonrasında oturduk bir yerde uçağı bekliyoruz. Bi şekilde geçti vakit. Atladık uçağa, indik Brüksel’e. Çok uzun bi pasaport sırası var. Ondan sonra da bavullar. Sıkıcı iş. Havaalanı sonrası otobüsle otele gidiyoruz. Çok çok çok uzun sürüyor nedense. Bir de biz Türkler hariç herkes mutlu. Çünkü bizim kaderimizi değiştirecek şu yarışma elemanlar için takılma mekanı falan. Çok sinir bozucu. Bu arada atomun yanından geçtik. Hatıralar…
Otele geldik. Odalar baya küçük. İnşallah çok kalmayız zaten otelde, anca yatmaya.
Yemek farklı bir restoranttaymış. Oraya yürüdük 15 dakka. İlk başta pork getirdiler, sonradan öğrendik. Sonra bi tavuk geldi falan. Maalesef yemekler çok bizlik değildi. Sonrasında Carfur’a gidip su aldık. En azından artık suyumuz var.
Son bir sunum tekrarı yapıp yatacağım. Ziyaretçilere nasıl sunacağım üzerine düşünmem lazım. Ama çok yorgunum. Oda arkadaşım da iyi ama onun da işi var.
Gün 1 - Sergi Hazırlığı ve Jüri Sunumları Başlangıcı
Sabahtan güzel bi kahvaltı. Sonrasındaysa alana geliş. Eşyaları vs. her şeyleri aldık desk’ten. Posterime de sağ olsun Ömer Faruk Ursavaş yardım etti. Güzel bir onur.
Sonrasında bayrak salladım açılış töreninde. Baya bi muhabbet ettim farklı milletlerden insanlarla. Keyifli vakitler. Şimdiyse stantta takılıyorum.
Birkaç ziyaretçim oldu. Çoğunlukla konuşurken takılmıyorum. Arkamdaki poster bana çok çok destek veriyor gerçekten de. Baya gururluyum o konuda. Çünkü gerçekten de en güzel görüneni o gibime geliyo.
Öğlen yemeği olarak avcumdan küçük ekmeğin arasına peynir. Peynirin tadı güzeldi ama yalan yok. Bir şey yedim mi yoksa doydum mu en ufak fikrim yok. Midem mükemmel değil maalesef, pek bir şey anlamıyorum ne yedim, aç mıyım tok muyum.
Az önce yaşlı mı yaşlı bi jüriyle konuştum. O da gitaristmiş 58 yıldır. 58 yıl be! Dinlemeye sonra gelecekmiş ya da birini yollucakmış sanırım. İlgili olması güzel.
Sergi sonrasında EIROForum diye bi muhabbet döndü. EU’nun bi füzyon araştırma enstitüsü. Tam benim alanım değil ama yine de güzeldi.
Sergideki eşyaları toplayıp, yemek yedikten sonra da otele geçtik. Türkiye’deki arkadaşları ve ailemi arayıp yattım.
Gün 2 - Jüri Sunumları Devam
Sabah kalktık, daha doğrusu ha şimdi kalkcaz ha sonra kalkcaz derken saat 08.00 oldu. Giyindik, yemeğe indik. Otelin kahvaltısı güzel. Bir şeyler atıştırdık, dik birkaç yokuş sonrası geldik alana. Bakalım bugün nasıl geçecek.
Biraz dolaşmaya çıkacağım sergi başlamadan. Rakiplerim kimler diye değil de, nasıl projeler var diye görmek için. Herkes rakibinken pek mümkün değil hepsine bakmak ve değerlendirmek.
Jüri sunumu maalesef çok iyi olmadı. Başlangıç kısmını unuttum. Demansla ilgili bir jüri geldi ama çok teknik bir şeyler biliyor gibi değildi. Araya girince unuttum ne diyeceğimi, kötü oldu baya. Yapcak bir şey yok, canımız sağ olsun. O kadar da kötü değildi de, beklediğimden bi tık daha kötüydü.
Az önce de bir Ableton kullanıcısı geldi. Konuşması keyifliydi onunla da.
Bir tane daha jüri, bu 3 oldu. Kimyacıydı, elimden geldiğince teknik kısımları hızlı geçtim. Harbiden personalization neden önemli diye sordu, ben de dedim ki paper var. Öyle. İyidi genel sanırım genel olarak.
Karşımdaki katılımcılar posteri çok beğendi hatta fotosunu çekti. Romanyalılar iyi insanlar.
Bizim matematik olimpiyat takımına dedim ki Hitler mi öğretsem millete, bizim takımdaki özel oyunumuzdur. Milas’ın efsanevi yorumunu koyuyorum:
Alman arkadaş şansölye olduktan sonra Romanyalı arkadaşın veto etme şekli. Oyundan bir şey olmaz dedi, 3. Dünya Savaşı’nı başlattı.
Bir jüri daha, 4 oldu. Bu sefer gerçekten mühendisti hatta 2 sene önce müzik tabanlı bi startup’ı falan varmış. Sunum güzel geçti, güzel sorular da sordu; teknik de sordu, genel olarak muhabbet için de sordu. Hatta birkaç arkadaşına haber vereceğini, onların benimle iletişime geçebileceğini falan söyledi. Oldukça güzel muhabbet!
Romanyalı arkadaşlara oda arkadaşım Aliberk’ten söz ettim. İlgi alanları benzermiş.
Sonrasında Litvanyalı bir yarışmacı geldi. Yeni mezun olmuş o da. Onunla baya bi konuştuk. Hal ve hareketleri bir arkadaşıma o kadar benzettim ki.
Tam toplanıyordum ayrılmak için, bir anda jüri belirdi arkamda. Sergi süresi bitmişti halbuki. Proje hakkında iki üç konuştuk; hook’u attım, o da yakaladı, yarın merakla geleceğim dedi. Bakalım o da inşallah güzel geçer de jüri sunumlarında çok çok çok büyük bir problem yaşamadan atlatmış olurum.
Sonrasında sergiden ayrılıp toplu dolaşmaya gittik. Önce baya bi yürüdük etrafı, saraylar falan filan. Sonra bi hamburger yemeye gittik. Bunu söylemek istemezdim ama iki üç gündür yediğimiz en iyi yemekti şakasız. Sonrasında otele döndük, eşyaları bıraktık ve bir daha gezmeye çıktık. Çikolata ve hediyelik bi şeyler aldım. Oda arkadaşımla takıldık daha çok.
Otele geri dönünce ise duş alıp yattım diyebilirim.
Gün 3 - Jüri Sunumları Devam
Sabah kalktık, hazırlandık. Kahvaltıdan sonra geldik alana. Sıradışı bir şey yok. Jüriler artık son kararları veriyorlar, son kez dolaşıyorlar. Çoğumuza 4 jüri geldi zaten, son jürilerimizi bekliyoruz. Benimkinin erkenden gelmesini bekliyodum aslında ama gelmedi daha nedense (30 dk oldu anca gerçi de olsun). Tank dinledim kendime geldim.
Jüri geldi sabahtan. Tüm sunumu yapmadım bile, dinlemek istedi, biraz muhabbet ettik, gitti sonra. Gayet keyifliydi.
Sonrasında da baya bi ziyaretçim oldu aslında. Boğazım ağrımaya başladı :). Bir ara Huawei’den geldiler. Kartvizit bıraktı internship için, ufak bi peluş ayı verdi gitti. Bi abi ile abla vardı, ben abiye anlatırken abla fotoğraf çekti vs. Ben abiye önce alanını sorduğum için teknik sunum yapmaya başlamıştım ama Huawei’den olduklarını bilmiyodum. Konuşmanın sonunda öğrendim falan. Çok sağlamdı. Belki üniversiteye geçince falan internship programlarına başvururum bilmiyorum.
Az önce de yemek yedik. Bu sefer fazladan (sanırım önceden yoktu) kek koymuşlar. Tadı güzeldi de çok benlik değil.
Öğleden sonra chill zaten. Jüri beeeelki son bir kez gelir ama sanmıyorum pek. Sanırım sergiyi kapattığımızı söyleyebiliriz.
Beklediğim gibi başka bir jüri gelmedi ve sergiyi kapattım. Etrafta dolaştım biraz, Litvanyalıyla takıldım biraz. Sonrasındaysa posterleri çıkardık. Maalesef posterleri atmak durumunda kaldım çünkü taşımak çok çok zor. Bir daha kullanmayacağım zaten. Yırtıldı da. Ona rağmen kıyamıyorum.
Ardından otele geçtik. Dinlendikten sonra Belgian Diner’a gittik. Kimseyi kızdırmak istemem ama patates kızartmasını Belgian Diner olarak satmak gerçekten hoş değil.
Odada da bir sürü birileriyle konuştum sesli/görüntülü. Şimdiyse yazmayı bitirip yatma zamanı çünkü yorgunum, açım, susuzum ve büyün bunların ilacı uyku (sayılır).
Gün 4 - Ödül Töreni ve Ayrılış
Ödül törenin olduğu gün. Günün direkt en önemli olayı haliyle. Düşünsene hayatım belki 5-6 saat sonra tümden değişecek. Çok çok çılgın bi durum.
Sabahtan kalkıp kahvaltı yaptık. Media Markt’a gideceğiz. Bizim elemanlar kulaklık falan bakmak istiyor burada daha ucuz diye. Eğer ben de güzel bir tane bulursam alasım var da, daha seçici davranacağım onlardan. Türkiye’deki fiyatlarla güzelce karşılaştırıp bakmak lazım.
Biraz araştırmanın ardından buldum aslında internette güzel bir kulaklık. Ama maalesef gittiğimiz Media Markt’ta bi tane varmış, satmıyorlar o yüzden. Öyle olunca çok daha pahalı bi şeylere gireyim dedim aslında ama onun için de yeterince hazırlıklı değilim. Yani o kadar para verceksem neye vereceğimi ve bana en uygun olanını bulmam gerek diye düşünüyorum. Dolayısıyla almadım bi şey. Şu anki planım bi tane klasik JBL alıp Amerika’dan almak kulaklık. Veya belki Türkiye’den de alabilirim bilmiyorum. Ama buradan değil, hayır.
Medimarkt’ta ayrıca Switch, PS5, Xbox falan da vardı tabi. Belki sonra ya, şu an değil. He bir de Bluray’ler ve kutulu oyunlar falan vardı. Çok güzeldi onlar. Albümler vardı. Nostradamus bulsaydım direkt alcaktım 10-15 euro acımazdım da bulamadım ya.
Ödül törenine gitmek için 15 dakikadan fazla ayakta otobüs bekledik. Gidince de boş yaptık baya bi, zamanın gelmesini bekledik. Tören için salona toplandıktan sonra boş yapma sırası elemanlara geçti. Sonra da ödüllerin açıklanışı. Zibilyon tane özel ödül. İyi güzel hoş. Hiçbirini kazanmayı beklemiyordum ve istemiyordum. Asıl core prize’lara gelince tabi işler daha da heyecanlandı. Core prize alanların 7-8 tanesi özel ödül aldı ve bu durum bizi hem kızdırdı hem de oldukça üzdü. Partiye de kalmadık. Keyfimiz kaçtı haliyle.
Şimdi dinleniş. Yarın zaten tüm gün yola gidecek. Bir şey yazmayı düşünmüyorum şu anda yarın için. Belki sıradışı bir şey olursa yazarım. Onun dışında havaalanında beklerken çektiğimiz saatleri yazmak istemiyorum.
Gün 5 - Dönüş Yolculuğu
Gece 03.30’a kurduğumuz alarma kalkamadık. Hal öyle olunca 04.15 kalkacak olan arabaya 04.00’da arayan TÜBİTAK görevlisinin telefonuyla hazırlanmaya başladık. Hoş olmadı, şarj aletini unuttum orda. Yapacak bir şey yok. Sonrasındaysa yarım saat araba bekledik. Çok iyi bir organizasyon değil maalesef.
Havaalanı ve uçak genel olarak düzdü zaten. Genel prosedürler, ilgi çekici bir yanı yok. Sonuç olarak EUCYS’den beklediğimiz ile dönemedik. Kültürleri bana biraz garip geliyor. Türkiye’yi özledim.
Bu yarışma EU’ya olan bakışımı değiştirdi. Çok farklı hayatlar. Şu anda EU’da okumak istemiyorum. Başvurularla falan uğraşasım da yok. Belki eve gidince düşüncelerim değişir.
Eve gidip işlerin normale dönmesini; adamakıllı yemek yemeği, su içmeyi ve doya doya Türkçe konuşmayı istiyorum.